collapse

* Kullanıcı Bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Hakan Mehmet Karahanoglu

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 »
1
1 LİTRESİ 8 TL YE KALİTELİ ŞARAP İÇMEK İSTERMİSİNZ.

2018 yılı Bağ bozumumuz yakında başlıyor.Yerleşim yerlerinden ve sanayi tesislerinden en az 26 km uzak mesafede ,hiç bir şekilde kimyasal kullanmadan Seferihisar dağlarındaki bağlarımzda üretilen şaraplık üzümlerimizi görücüye çıkartıyoruz.

Üzüm cinslerimiz şöyle
Cabarnet-Merlot-Ali Cante-Shiraz

Şarap ve ya alkollü içecek satmıyoruz
Ama şarap yapmaya hazırlanmış,patlatılmış preslenmiş üzüm sularını satıyoruz.Hemde dünyada şarapçılık sektöründeki en nadide,en kıymetli,en değerli üzüm cinslerini ektik bağlarımıza.

Bağlardan topladığımız üzümlerimizi hasat ettiğimiz aynı gün patlatma makinasında patlatarak,bir haftalık maserasyon sürecine tabii tutup,şıra halindeki üzüm suyunu presleyip size teslim ediyoruz.İsterseniz ham olarak da alabilirsiniz.

Tek yapmanız gereken gönderdiğimiz üzüm şırasını serin,temiz havalı,güneş ışığı almayan karanlık bir yerde en az 3 ay uykuya yatırmak.Ve kadehinize kaliteli bir şarap doldurup yudumlamak.Hepsi bu kadar.

5252 sayılı yasa ile 4733 sayılı yasanın 8. maddesine:istinaden
“Ticari amaç olmaksızın, üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki (Şarap ve Bira) imal etmek,evde bulundurmak yasal.

ŞARTLAR:
ÖDEME: Sipariş için ürün bedelinin %50'si alınıp hasat planı yapılmaktadır. Ön siprariş oluşturulduktan sonra, ürün tesliminde kalan bedel tahsil edilecektir.

TESLİMAT: Ürünleri, kendiniz alabilir veya yalnızca HAM ÜZÜMleri kargo ile talep edebilirsiniz.
Patlatılmış ve preslenmiş üzümler yolda fermantasyona geçeceğinden, kargo ile gönderilememektedir.
Patlatılmış ve preslenmiş üzümlerin taşınabilmesi için varil, bidon vb taşıma kapları müşteriye aittir.
Kargo bedeli alıcıya aittir.
Kargo, anlaşmalı şirketler Aras Kargo veya Yurtiçi Kargo ile indirimli olarak gönderilmektedir.

Banka hesap numaramız
Hakan Karahanoğlu
Türkiye İş Bankası /Seferihisar Şubesi
İban No : TR71 0006 4000 0013 4760 3561 80

Hakan Karahanoğlu
PTT BANK-Seferihisar Şubesi
Hesap No: 13493440

Kafanıza takılan her türlü soru için telefonum açık 05324283609

2
Tohum Nedir / Mikro Herküller
« : 21 Mart 2018, 17:27:02 »
Mikro Herküller ile tanışın…

Canlı, sağlıklı, lezzet deposu filizler!

Maş fasulyesi, yeşil mercimek, nohut, buğday…

Filizlenince bu ufacık gözüken kuru bakliyat ve tahılların içinde bir şenliktir başlıyor.

Biz su, sıcaklık, nem, havalandırma ve karanlık bir ortam sağlayınca doğa üzerine düşeni yapıyor. Hepsinin içindeki bereket tanrıçasını uyandırıyor. Her bir tohumun lezzeti yoğunlaşıyor, güçlü aromalara ve zengin besin içeriklerine sahip oluyorlar. İçlerindeki vitaminler, mineraller, enzimler tavan yapıyor.

5000 yıldır birçok uygarlık filizlerin gücünden, enerjisinden yararlanmış. Özellikle de Çinliler. İmparatorları Shen Nung -kendisi klasik çin tıbbının mimarlarındandır- milattan önce 3. yüzyılda filizleri insan doğasını destekleyen ve hastalıkları iyileştiren ilaçlar arasında saymış. Aztekler ve Kuzey Amerika yerlilerinden Navajolar da filizlendirmeye önem vermişler. Önce ilaç olarak kullanmışlar, sonra muhteşem yemeklere dönüştürmüşler…

Mikro Herkülleri neden yiyelim?

Çünkü

    Yüksek alkali besinlerdendirler.
    Kendi kendilerini sindiren enzimlere sahip olduğundan kolay hazmedilirler, gaz yapmazlar.
    Ete yakın miktarda protein içerirler. Spor yapıyorsanız beslenmenize mutlaka ekleyin, farkı göreceksiniz.
    Canlı olduklarından besin değerleri yüksektir.
    Kuru bakliyat ve tahıl hallerine göre vitamin, antioksidan ve enzim değerleri %800’e kadar artar.
    Lif içerikleri yoğundur.
    Tahıllarda bulunan glüten gibi alerjenler, filizlenme ile çok düşük miktarlara gelirler.
    Kuru bakliyat ve tahılda bulunan, vitamin, protein ve minerallerin emilimini azaltan fitik asitin zararlı etkisini minimize ederler.
    Glisemik indeksleri ve kalorileri çok düşüktür. Gönül rahatlığıyla diyetinizde -hem de bolca- tüketebilirsiniz. Üstelik uzun süre tok tutarlar.
    Sağlıklı yönlerinin yanında bir de çok lezzetlilerdir!

Mikro Herkülleri mutfağımıza nasıl katarız?

Filizler çok yönlüler…

Çiğ ya da pişirerek yiyebilir, salatalardan hamburgere, dip soslardan çorbalara kadar hazırlayacağınız birçok yemeğe katabilirsiniz. Hatta çok besleyici ekmekler de yapabilirsiniz.

Sebzeli ya da et dürümlere çok yakışırlar. Biraz buharda haşlayıp zeytinyağı ve limonla lezzetli bir ara öğüne dönüştürebilirsiniz. Smoothie’lerinizin içine bir avuç attığınızda ekstra mineral, vitamin, protein ve lif alırsınız. Filizler aynı zamanda hem spordan önce mideyi yormadan hem de sonrasında protein kaynağı olarak yiyebileceğiniz şahane bir seçenektir.

Nerden Temin Edeceğiz?

Sevgili Gökçe hn. kurduğu Doğaçlama yıllardır filizler için kıvranan bendenizi rahatlatan bir adres oldu.

Gökçe’nin sitesinden www.dogaclama.com dan sipariş verebilir. Sorularınızı kendisine sorabilirsiniz.

Filizleri tanıyalım…

    ORGANİK MAŞ FASULYESİ FİLİZİ

Mutfakların popüler çocuğu!

Maş fasulyesi filizi dünyada en çok tüketilen filiz.

Şaşırdınız değil mi? Bu şahane filizler Asya mutfağında sıklıkla kullanılıyor.

Özellikle Çinliler hastası. Biz de kıymetini bileceğiz umarım.

Maş fasulyesi filizi, 5 yaşında bir çocuk gibi, tam bir fırlama!

Suyu gördü mü coşuyor. Tatlımsı bir tadı var. Üstelik çıtır çıtır.

Nasıl yiyelim?

Çiğ olarak

Salatada

Sandviçte

Smoothie’de

Pişirerek

Çorbada

Et yemeklerinde

Sebze yemeklerinde

Buharda haşlayarak

İçinden ne geliyor?

Besin değerleri

Organik maş fasulyesi filizinin 100 gramında 30 kalori, 3 gram protein var. Yağ, kolestrol, sodyum yok. Üstelik %90.4’ü su, glisemik endeksi 3.

100 gram buğday filizinde günlük ihtiyacımızı karşılayan başlıca vitamin ve mineraller:

Vitamin C %22

Vitamin K %41

Folik Asit %15

Demir %5

Magnezyum %5

Bakır %8

Manganez %9

Maş fasulyesi filizi tam bir K vitamini deposudur, günlük ihtiyacımızın yarısına yakınını karşılar.

K vitamini kanın pıhtılaşmasını sağlar. K vitamini yeterince alınmazsa pıhtılaşma azaldığında diş etlerinde, sindirim sisteminde, idrar yollarında, akciğerlerde ve deride kanamalar görülür.

Maş fasulyesi filizinin içinde ayrıca C vitamini de yüksek miktarda bulunmaktadır. Folik asit açısından da zengidir. Mineral açısından da mükemmel bir demir, potasyum kalsiyum, fosfor, magnezyum ve çinko kaynağıdır.

Sağlığımıza faydası

    * Kalp dostu: Maş fasulyesi filizini düzenli olarak tükettiğimizde içindeki lifler ve lesitin,
    kanımızdaki kötü kolestrol olarak bildiğimiz LDL kolestrol seviyeleri düşüyor. Bu da kalbimize ve
    damarlara iyi geliyor. En yaygın görülen kalp hastalıklarından damar sertleşmesine karşı bizi

    * Cildi gençleştirir: Filizlerin bir de antiaging etkisi var ki bu bizim için iyi haber. Filizdeki
    fitoöstrojenler (hormon içermeksizin hormon etkisi gösteren bitkisel kaynak), hyaluronik asit,
    kolajen ve elastinin sentezini tetikler. Bu nedenler düzenli maş fasulyesi filizi tüketimi elastikiyet
    ve nem kaybı gibi yaşa bağlı cilt değişimlerini önlemeye yardımcı olabilir.

    * Stres ve yorgunluk savaşçısı: Maş fasulyesi filizi, hazır enerji ve güçlü bir besin kaynağı olarak
    zihinsel-fiziksel stres ve yorgunluk belirtilerine karşı mücadelede özellikle faydalıdır.

    * Güçlü saçlar ve tırnaklar: Saç ve tırnaklardaki kırılganlık genellikle besin eksikliklerinin –
    özellikle protein, vitamin ve çinko- sonucudur. Maş fasulyesi filizleri, saçların, tırnakların
    kırılmasına ve zarar görmesine iyi gelir, çünkü tüm bu besinleri yüksek miktarlarda içermektedir.

    * Menopozda yardımcı: Maş fasulyesi filizi, östrojen benzeri aktiviteye sahip fitoöstrojen
    bakımından zengindir. Bu yüzden menopozda azalmış östrojen seviyesinin oluşan (örneğin sıcak
    basması ve kalp çarpıntısı gibi) birçok belirtiyi hafifletmeye yardımcı olabilir. Aynı zamanda
    menopozla bağlantılı osteoporoz (kemik erimesi) ile mücadelede etkili olmaktadır.

* Karaciğer sağlığı: İyi bir lesitin kaynağı olduğu için maş fasulyesi filizleri kandaki kolestrol seviyesini düşürerek karaciğer yağlanmasını azaltmaya yardımcı olur.

* Daha düzenli çalışan bağırsaklar: Yüksek lif içeriği ile maş fasulyesi filizi bağırsak hareketliliğini artırmaya yardımcı olur ve kabızlığı da iyi gelir. Şişkinlik problemi olan insanlar için de çok faydalıdır.

    ORGANİK YEŞİL MERCİMEK FİLİZİ

Gizli Cevher…

Mercimek filizi bizim akıllı, uslu çocuğumuz. Yumuşacık ve iştah açan bir lezzeti var.

Tazeliği insana kendini iyi hissettiriyor. Böyle sakin durduğuna bakmayın, içinde ne güzellikler var!

Bizim geleneksel mutfağımızdaki birçok yemeğe çok yakışıyor.

Bulgurla öpüştürün mesela… Kısıra koyun, mercimek köftesi yapın.

Nasıl yiyelim?

Çiğ olarak

Salatada

Sandviçte

Omlette

Smoothie’de

Pişirerek

Çorbada

Et yemeklerinde

Sebze yemeklerinde

Buharda haşlayarak

İçinden ne geliyor?

Besin değerleri

Filizlenmiş mercimekler bize üç ana makro besini sağlıyor: protein, yağ ve karbonhidrat.

Mercimek filizinin 100 gramında 106 kalori, 1 gram yağ, 9 gram protein var. %67,3’ü su, kolestrol yok, glisemik indeksi 10, oldukça düşük.

100 gram mercimek filizinde günlük ihtiyaç duyduğumuz hemen hemen her vitamin ve mineralden var ama bazıları göze çarpıyor:

Vitamin C %28

B1 %15

Folik Asit %25

Demir %18

Fosfor %17

Çinko %10

Bakır %18

Manganez %25

Sağlığımıza faydası

    * Kalori alımımızı kontrol edebiliriz: Mercimek filizi yüksek derecede protein içeriyor. Protein
    kaslarımızı yapılandırmak ve korumak için önemli. Üstelik bizi tok tutuyor. Flizler, et, tavuk gibi
    diğer protein kaynaklarına göre daha az kalorili. 1 kase yediğimizde gayet makul miktarlarda
    vücudumuz için temel enerji kaynağı olan yağ ve karbonhidrat almış oluyoruz.


    * C vitamini deposu: Mercimek filizinde C vitamini tavan yapmış durumda 100 gramında günlük

ihtiyacımızın %28’ini karşılayabiliyoruz. C vitamini bağışıklık sistemimizi destekliyor, gıdalardan demiri absorbe etmemizi kolaylaştırıyor. Ayrıca güçlü bir antioksidan, yaşlanmanın etkileri ile mücadele eder ve çeşitli kanserlerin oluşumunu engeller.



    * Kansızlık için bire bir: Mercimek filizi demir açısından çok zengin. Demir, kırmızı kan
    hücrelerinde bulunan bir protein olan hemoglobinin sentezlenmesinde önemli bir rol oynuyor.
    Filizler C vitamini açısından da yararlı oldukları için demirin bağırsaktaki emilimini de
    artırıyorlar. Bu da demir eksikliğinden kaynaklanan kansızlığı önlemekte çok etkili. Ayrıca demirle
    birlikte bakır da içerdiği için Tip 2 diyabete karşı etkili bir koruyucu.



* Daha düzenli genler: Filizlendirilmiş mercimekte 100 mikrogram folik asit var. Folik asit, S-adenozil metiyonin üretmemizi sağlıyor. Bu hücrelerimizin gen aktivitesini kontrol etmesine yardımcı. Bizim genlerimizin açma kapama düğmeleri gibi görev görüyor. Bu durum da dokularımızın sağlığı için çok önemli. Çünkü düzensiz genler, kansere neden oluyor. Folik asit ayrıca sağlıklı cenin gelişiminde önemli bir rol oynuyor ve kadınların sağlıklı bir hamilelik geçirmesi için destek oluyor.

    ORGANİK NOHUT FİLİZİ

Filizlerin şahı karşınızda!

Nohut filizleri doyurucu lezzeti ile bizi baştan çıkarıyor. Baharatlı bir aroması var damakta müthiş bir tad bırakıyor. Bunlar kocaman, çiğ çiğ yenir mi diye düşünmeyin. Bir kere yiyin alameti farikasını anlayacaksınız.

Yedikçe yiyesi geliyor insanın. Hatta tadıp çocukluğuna dönenler var, taze nohut gibi çünkü.

En baba filizlerden, bizim ailece gözdemiz.

Nasıl yiyelim?

Çiğ olarak

Salatada

Atıştırmalık

Smoothie’de

Pişirerek

Çorbada

Et yemeklerinde

Sebze yemeklerinde

Buharda haşlayarak

İçinden ne geliyor?

Besin değerleri

Filizlerin 100 gr 165 kalori, 10 gr protein, 4 gr yağ var. Kolestrol, sodyum yok.

%57,4’ü su, glisemik indeksi 8, gayet düşük.

Nohut filizinde aslında daha birçok vitamin ve mineral var ama biz göze çarpan birkaç tanesini yazalım. 100 gram buğday filizinde günlük ihtiyacımızı karşılayan başlıca vitamin ve mineraller:

Vitamin K %51

Vitamin C %28

Vitamin A %10

Folik Asit %28

Kalsiyum %21

Demir %10

Fosfor %20

Bakır %10

Magnezyum %9

Manganez %28

K vitamini tıpkı maş fasulyesi filizi gibi nohut filizinde de bol miktarda bulunuyor.

Günlük ihtiyacımızın yarısını karşılıyor. K vitamini kanın pıhtılaşmasını sağlıyor. Yeterince alınmazsa pıhtılaşma azaldığında diş etlerinde, sindirim sisteminde, idrar yollarında, akciğerlerde ve deride kanamalar görülüyor.

Nohut filizi C vitamini, folik asit ve manganez açısındanda zengin.

Sağlığımıza faydası

    * Tokum, toksun, tok:
Nohut filizi yediğimizde yüksek protein aldığımız için uzun süre açlık
    Kalorisi nispeten düşük, bu nedenle diyet yaparken bile tüketebiliyoruz.
Bir de
    içinde diyet lifi var. 100 gramlık bir porsiyonu 3 gram diyet lifi içeriyor.
Diyet lifi önemli, tokluk
    verir, kan şekerini düzenler, kolestrol seviyesinin düşmesine ve kalp hastalığı riskini azaltmaya
    yardımcıdır.


    * Spordan önce mutlaka:
Makarna gibi kan şekeri dengenizi bozan karbonhidratlar yerine

kompleks karbonhidratlar içeren nohut filizleri yiyin. Kompleks karbonhidratlar kan şekerinizi güvenli bir düzeyde tutarak vücudunuza gerekli enerjiyi sağlar. Bu nedenle nohut filizleri egzersiz öncesi yemek için iyi bir seçim…



    * Güzellik kaynağı:
Nohut filizi sağlıklı cilt, saç ve tırnaklar için size yardımcı olabilir. Tüm bağ
    dokuların temel bileşeni olan çinko, bu filizde yüksektir.


    * Kramplara son:
Bu süper filiz iyi bir magnezyum kaynağıdır. Egzersiz sırasındaki,

mensturasyon dönemindeki ve iskelet kasındaki krampların hafifletmeye yardımcı olur.



* Sağlıklı bir hamilelik için:
Folik asit seviyenizi artırmak için hamileyken nohut filizleri yiyebilirsiniz. Folik asitin gebelikte nöral tüp defektlerini önlediği ve bebeğin sinir sisteminin sağlıklı bir şekilde gelişmesini desteklediği kanıtlanmıştır.

    ORGANİK BUĞDAY FİLİZİ

Performansı takdire şayan!

Buğday filizi hem çok şifalı hem de olağanüstü bir lezzet…

Özellikle salataların baş tacı buğday filizleri iyi de bir protein kaynağı!

Nasıl yiyelim?

Çiğ olarak

Salatada

Omlette

Smoothie’de

Pişirerek

Çorbada

Et yemeklerinde

Sebze yemeklerinde

Buharda haşlayarak

İçinden ne geliyor?

Besin değerleri

Buğday filizinin 100 gramında 198 kalori, 1 gram yağ, 7 gram protein var. %47.8’i su, kolestrol yok, glisemik endeksi de 23, yani gayet düşük.

Filizlendirme gıdanın besin yoğunluğunu arttırdığından buğday filizleri vitamin, mineral, antioksidan bakımından çok zengin. Filizlendiklerinde buğdayların E vitamini içeriği %300, C vitamini %600, B vitaminleri %20-%1200’e kadar yükselebiliyor. İçindeki kanser önleyici vitamin olarak bilinen B17 vitamini de filizlenmemiş tohuma göre %100 artıyor. Protein içeriği de %300 artış gösteriyor.

Bu vitaminlerin dışında 100 gram buğday filizi günlük ihtiyaç duyduğumuz başlıca vitamin ve minerallerin önemli bir kısmını karşılıyor:

B1 %15

B2 %9

B3 %15

B5 %9

B6 %13

Folik asit %10

Demir % 12

Magnezyum %21

Fosfor %20

Çinko %11 var.

Üstelik manganez ve selenyum açısından çok cömert…

Manganez’in %93’ünü, Selenyum’un da %61’ini buğday filizinden alabiliyoruz.

Manganez antioksidan, vücutta protein sentezlenmesinde, sindirimde ve besinlerden enerji üretilmesinde görev alıyor, kemiklerin büyümesi ve gelişmesi ile bağ dokuları için gerekli bir mineraldir. Eksikliği sürekli yorgunluk, hafıza problemleri, kısırlık, kilo kaybı, özellikle çocuklarda ve bebeklerde büyüme geriliği ve gelişim bozuklukları, kemik ve kıkırdaklarda anormal oluşumlar, saçlarda beyazlaşma ve saç uzamasında yavaşlamaya neden olabilir. Ayrıca diyabet ve pankreas bozuklukları görülebilir.

Selenyum, vücutta az miktarda bulunan temel bir mineral. Özellikle E vitamini ile birleştiğinde antioksidan olarak çalışıyor ve hücre yapısına zarar veren serbest radikallere karşı koruma sağlıyor. Vücudumuzda bulunan serbest radikaller hücre yapısı dışında DNA’ya zarar verebilir, kalp hastalıkları ve kanser türleri dahil olmak üzere çeşitli hastalıklara zemin hazırlar. Selenyum gibi antioksidanlar serbest radikalleri nötralize ederek zararlarını en az düzeyde tutar.

Sağlığımıza yararı

* Bağışıklık sistemimizi güçlendirir: Buğday filizi genel olarak sağlığı iyileştiren etkili bir lezzettir. Tohumdan yaşayan bir gıdaya dönüştüğü için içindeki değerli enzimler aktive olmuştur. Yediğinizde bu enzimler vücutta önemli fonksiyonları yerine getiren katalizörlere dönüşürler. Metabolizmaya yardımcı etmeye başlar:

– Toksinleri etkisizleştirir.

– Kanı temizler.

– Sayısız vücut fonksiyonu için enerji sağlar.

Buğdayın filizlendirilmesi ile harekete geçen içindeki diastaz enzimi nişastayı emilebilir besinlere dönüştürür. Filizlenmiş buğdaydaki tatlımsı lezzet bize bu enzimlerin etkin hale geldiğini söyler. Filizleri iyi çiğneyerek yediğimizde vücut hücrelerini yenilemek ve temizlemek gibi potansiyellerinin tamamından faydalanabiliriz. Ayrıca B17 vitamini açısından zengin olduğu için kansere karşı da koruyucudur.

* Sindirim ve özümsemeyi kolaylaştırır: Buğday filizindeki enzimler hem filizin kolaylıkla sindirilmesini sağlar hem de başka gıdaların sindirimine yardımcı olur. Eğer sindirim ve özümseme ile ilgili problemleriniz varsa bu filizlerden faydalanabilirsiniz.

* Güzelliğimize güzellik katar: Buğday filizi E vitamini ve Co-enzim Q10 içeriyor. E vitamini doğurganlık, üreme fonksiyonları, saç, cilt, hormon bezleri, böbrekler, kaslar -özellikle kalp, dolaşım ve sinir sistemi-, kırmızı kan hücreleri üretilmesi, yağ, protein, A, C vitaminleri ve demirin emilimini iyileştirilmesi için çok önemli. Co-enzim Q10 ise bizi yaşlandıran serbest radikallere karşı güçlü bir antioksidan. Hücre yapımızı koruyor ve yaşlanmanın vücutta yarattığı olumsuz etkilerin yavaşlatılmasından kalp hastalıkları ve kanser gibi hayati risk oluşturan hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununa karşı vücudun direncini artırıyor.

    ORGANİK KARABUĞDAY FİLİZİ

Yiyebileceğiniz en muhteşem meyve!

Evet yanlış okumadınız karabuğday aslında tahıl değil meyve. Hepimiz onu adında buğday geçtiği için ve o şekilde yediğimiz için tahıl sanıyoruz ama işin aslı öyle değil! Ravent (Işgın) ve kuzukulağı ile yakından akrabalığı olan bir meyve kendisi.

Bu üçgen vücutlu herkülümüz dünya üzerinde görebileceğiniz en sağlıklı ve “tam besin” denilen nimetlerden. Ve hemen söyleyeyim sı-fır glüten var içinde! Filizlendirdiğimiz için de canlandırıcı enzimlerle, sağlığımız için gerekli vitamin ve minerallerle dolup taşıyorlar. Süper alkali bir gıda.

Nasıl yiyelim?

Çiğ olarak

Salatada

Kahvaltıda

Omlette

Smoothie’de

Pişirerek

Çorbada

Et yemeklerinde

Sebze yemeklerinde

Buharda haşlayarak

İçinden ne geliyor?

Besin değerleri

Karabuğday filizlerin 100 gramında 198 kalori, 7.5 gram protein var. Yağ, kolestrol, sodyum yok. Üstelik %45’i su, glisemik endeksi de 23, yani gayet düşük.

Karabuğday filizinde birçok vitamin ve mineral var ama biz göze çarpan birkaç tanesini yazalım.

100 gram karabuğday filizinde günlük ihtiyacımızı karşılayan başlıca vitamin ve mineraller:

B1 vitamini %15

B2 %9

B3 %15

B6 %16

Selenyum %61

Demir %12

Magnezyum %20

Fosfor %20

Çinko %11

Bakır %13

Sağlığımıza faydası

    * Sıfır glüten: Karabuğday filizleri glüten içermedikleri için gıda hassasiyeti olanlar
    tarafından bile iyi tolere edilebiliyorlar.

    * Protein kaynağı: Karabuğday filizi vücudumuzun üretemediği sekiz temel amino asit
    içeriyor, o yüzden mükemmel bir protein kaynağı. Bu amino asitler sayesinde filizler
    ayrıca diyabet hastaları, şekerli karbonhidratları diyetlerinden çıkarmak ve kan şekeri
    düzeylerini dengelemek isteyenler için mükemmel bir yiyecek haline dönüşüyor.

    * Sindirimi kolay: Filizlendirme süreci karabuğday tohumunun içindeki yaşam gücü
    potansiyelini açığa çıkardığı için onu hazmı daha kolay hale getiriyor.

    * Toksinlerden arındırır: Hem tohum hem de filiz olarak karabuğday alkali bir gıda.
    Vücudu temizliyor, detoks etkisi yapıyor. Bu şifalı gıda aynı zamanda lesitin içerir. Bu da
    onu kolestrolü dengeleme konusunda çok iyi bir yiyecek yapar. Çünkü lesitin toksinleri
    nötralize eder ve karaciğerin yükünü azaltarak lenfatik sistemi arındırır.

    * Kalbinizi korumaya yardımcı: Karabuğday filizlerinde değerli bir flavanoid olan
    rutin bolca bulunuyor. Rutin, kılcal damarların duvarlarını güçlendiriyor. Kan dolaşımına
    yardımcı olduğu da biliniyor. Dolayısıyla varisleri veya damar sertliği olan insanlar için
    süper bir besindir.

    Serbest radikallere karşı: Filizlerde yüksek oranda selenyum minerali var. Selenyum

antioksidan olarak çalışıyor ve hücre yapısına zarar veren serbest radikallere karşı koruma sağlıyor.

    Beyninizi güçlendirir: Beynimizin % 28’i aslında lesitinden oluşuyor. Lesitin, beyini

daha çevik ve net düşünebilen bir hale getiriyor. Araştırmalar düzenli olarak lesitin bakımından zengin gıdalar tüketildiğinde anksiyete, depresyon, düşüncelerde bulanıklık, zihinsel yorgunluğu önlediğini göstermiş. Filizlenmiş kara buğday da yüksek oranda lesitin içeriyor ve literatürde beyni güçlendiren süper bir gıda olarak geçiyor.

    Güçlü kemikler: Karabuğday bitki bazlı kalsiyum için güzel bir kaynak. İçindeki bor,

osteoporoza karşı önemli bir koruyucu etki sağlayarak, kemiklerin sertleşmesine yardımcı oluyor.

* Kansızlığa birebir: Karabuğday filizinde demir yüksek olduğu için aynı zamanda iyi bir kan yapıcı.

    ORGANİK BARBUNYA FİLİZİ

Ekstra enerji için biçilmiş kaftan!

Barbunya filizi vitamin ve mineral içeriğiyle bizim ağır toplarımızdan.

Sofranızda baş köşeye davet edin kendisini. Ne zaman efor gerektiren bir işimiz olsa ondan yiyoruz. Güç, kuvvet veriyor. İnsanın saygı duruşunda bulunası geliyor.

Kışın C vitaminine ihtiyaç duyduğunuzda da aklınıza barbunya filizi gelsin. Şaşırtıcı ama gerçek. Limondaki kadar C vitamini var içinde!

Nasıl yiyelim?

Pişirerek

Çorbada

Et yemeklerinde

Sebze yemeklerinde

Buharda haşlayarak

İçinden ne geliyor?

Besin değerleri

Barbunya filizlerinin 100 gramında 29 kalori, 4 gram protein var. Yağ, kolestrol, sodyum yok. Üstelik %90.7’si su, glisemik endeksi de 3.

100 gram barbunya filizinde günlük ihtiyacımızı karşılayan başlıca vitamin ve minerallere bir bakalım:

C vitamini %65

B1 vitamini %25

B2 vitamini %15

B3 vitamini %15

Folik asit %15

Manganez %9

Bakır %8

Demir %5

Sağlığımıza faydası

    * Güç kaynağı: Yavaş kana karışan kompleks karbonhidratlar sağlamanın yanı sıra, barbunya
    filizleri demir depolarımızı yenileyerek enerjimizi yükseltiyor. Filizlerin bir artısı kırmızı etten
    farklı olarak daha düşük kalorili ve neredeyse yağsız olmaları. Demir, oksijeni akciğerlerden tüm
    vücut hücrelerine taşıyan hemoglobinin ayrılmaz bir bileşeni. Aynı zamanda enerji üretimi ve
    metabolizma için önemli. Eğer hamileyseniz ya da bebek emziriyorsanız demir seviyenizin yüksek
    olmasına dikkat etmenizde fayda var. Aynı zamanda çocukların ve ergenlerin de demir ihtiyaçları
    da daha yüksek oluyor. Ayrıca hemoglobinin sentezi bakıra dayanıyor. Bakır olmadan demir,
    kırmızı kan hücrelerinde düzgün şekilde kullanılamıyor. Neyse ki, doğa, barbunya filizi ile bu
    mineralleri bize bir arada sunmuş.

    * Sülfitlere karşı korur: Barbunya filizleri iz element olan molibden açısından iyi bir kaynak
    olduğu için sülfitlerin zehirli etkisini yok ediyor. Sülfitler bir tür koruyucu ve hazır gıdalara
    Çaylar, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları,
    konserveler, dondurulmuş patates ve çorba karışımları, bira ve şarap… Maalesef birçok restoranın
    salata barında da yüksek düzeyde sülfit kullanılıyor. Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında
    kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi sağlık
    problemlerine neden oluyor. Ayrıca astımlılarda astım atağını tetikleyebiliyor. O yüzden aslında
    en iyisi böyle gıdalar tüketmemek. Tüketiyorsanız da en iyi çare barbunya filizi yemek.

    *Hafızamızı güçlendirir: Barbunya filizindeki B1 vitamini (Thiamin), enerji üretimi için gerekli
    enzimatik reaksiyonlara katkı sağlıyor. Aynı zamanda beyin hücreleri ve bilişsel fonksiyonları için
    kritik öneme sahip. Çünkü B1, asetilkolin sentezi için gerekli. Asetilkolin merkezi sinir sisteminde
    yer alan bir kimyasal iletici ve hafıza için önemli. Bu ileticinin eksikliği yaşa bağlı zihinsel
    fonsiyonlarının azalmasına ve Alzheimer’a yol açıyor. (Araştırmalarda Alzheimer hastalarında
    klinik olarak asetilkolin seviyeleri düşük olduğu görülmüş.)

* Kan şekerimizi dengeler: Sindirim sistemi ve kalp üzerindeki yararlı etkilerine ek olarak, barbunya filizinde bulunan diyet lif, kan şekeri düzeyini dengelemeye yardımcı olur.

    ORGANİK BEZELYE FİLİZİ

Yazın tadını bütün sene çıkarın!

Biraz tatlı, hafif baharatlı, oldukça serinletici…

İşte yaz mevsimini çağrıştıran lezzeti ve ilaç gibi içeriğiyle bezelye filizleri!

Literatürde “süper besin” diye geçiyor, süperliği bizi hastalıklardan koruyan, doğanın en güçlü gıdalarından biri olmasından geliyor. İnsanların yetiştirdiği ilk ürünlerden biri. Bezelyeler çok eski çağlardan beri bizimle birlikte. Gelin hem sağlığımıza hem de sofralarımıza bezelye filizlerinin muhteşemliğini katalım.

Nasıl yiyelim?

Çiğ olarak

Salatada

Omlette

Smoothie’de

Pişirerek

Çorbada

Et yemeklerinde

Sebze yemeklerinde

Buharda haşlayarak

İçinden ne geliyor?

Besin değerleri

Bezelye filizleri, besinsel açıdan hazine gibidir. Bütün olgun sebzelerden daha fazla ve daha konsantre besin içerir. Güçlü antioksidanlara ve iltihap önleyici maddelere sahip olduğundan kanserle, iltihapla, diyabet ve daha fazlasıyla savaşmada yardımcı bir güçtür. Yüksek miktarda protein ve lif içeriğiyle kan şekerini düzenlemeye yardımcıdır. Yine kötü kolestrol denen LDL’nin kandaki oranını da azaltır.

Filizlerin 100 gramında 124 kalori, 9 gr protein, 1 gr yağ var. Kolestrol, sodyum yok. %62,3’ü su, glisemik indeksi 13.

100 gram bezelye filizinde günlük ihtiyacımızı karşılayan başlıca vitamin ve mineraller:

Vitamin C %17

B1 %15

B2 %9

B3 %15

B5 %10

B6 %13

Folik Asit %36

Demir %13

Magnezyum %14

Fosfor %17

Potasyum %11

Bakır %14

Manganez %22

Sağlığımıza faydası

    * Hücre yenilenmesini destekler: Antioksidan, mineral, vitamin ve serbest radikal hasarına
    karşı koruyan enzimler açısından güçlü kaynaklardandır. C vitamin açısından zengin olduğundan
    vücuttaki toksinlerin de atılmasını sağlar.

    * Vücudumuzu alkalize eder: Bunun da vücudumuzu hastalıklara özellikle kansere karşı
    koruduğu düşünülmektedir, çünkü pek çok tümör hücresi bulunduğu ortamı asidik, oksijenden
    fakir bir hale getirerek ortamlarında immün sistemin çalışamamasını sağlarlar.

    * Oksijen açısından son derece zengindir: Bu da hem anormal hücre gelişimini önlemelerini
    hem de oksijeni bol olan ortamlarda hayatta kalamayan virüsler ve bakteriler üzerinde etkili
    olmalarını sağlar.

    * Yaşamsal enerjiyi düzenler: Çinlilerin Qi dediği enerji vücudumuz için çok önemlidir, bezelye
    filizleri bu enerjinin düzenlenmesinde etkin rol oynarlar.

    * Kolaylıkla sindirilirler: Filizlendirilmiş bezelyeler bir enzime bağlanan ve onun etkinliğini
    azaltan enzim inhibitörlerine sahip olmadıklarından vücudumuz onları çok çabuk sindirebilir ve
    filizlerin içinde ihtiyacı olan mineral ve vitaminleri rahatlıkla kullanır.

    Cildi nemlendirir: Bezelye filizleri sayesinde nemlendirici kreme ve losyona olan

bağımlılığımız azalacak gibi. Bezelye filizleri B vitamini açısından zengin, cildin fazla sebum salgılanmasını engelliyor, cildi pürüzsüzleştirmeye yardımcı oluyorlar. Günlük olarak bir bardak bezelye filizi suyu içtiğimizde cildimizin nem dengesi sağlanıyor. Kaynaklarda Çin’de kırsalda yaşayan kadınların çok pürüzsüz ve açık bir tene sahip olmalarının sırrının taze olarak topladıkları bezelye filizleri ile yeşil bir içecek hazırlayıp bu içeceği günlük olarak içmelerinde yattığı yazmaktadır. Ezdikleri bezelye filizlerinden de cildi pürüzsüzleştiren ve yatıştıran bir cilt maskesi yapıyorlar. Biz de deneyebiliriz. Hemen belirtelim bezelye filizlerinin saçların çabuk uzaması üzerinde de pozitif etkisi var.

* Hararet alır: Sıcak havalarda özellikle yaz aylarında bezelye filizi yenmesi ya da suyunun içilmesi vücut sıcaklığının düşürülmesine, serinlememize yardımcı oluyor.

kaynak AyşeTolga


3
Arı Ve Arıcılık / Gerçek bal nasıl anlaşılır
« : 22 Ocak 2018, 01:01:57 »
Gerçek bal nasıl anlaşılır
Bal buzdolabı gibi soğuk ortamlarda donar. Soğuk havada bal donmuyorsa bu durumda o balın sahte olduğunu söyleyebiliriz. Hakiki bal aynı zamanda soğuk ortamlarda şekerlenir. Şekerlenen balın eski halini alabilmesi için güneşe çıkarılmasıyla ya da kabıyla birlikte sıcak suya koyulması yeterli olacaktır.
Saf balı bir kaptan diğerine aktarırken ya da süzerken balın akışkan olması onun gerçek olup olmadığı konusunda bize bilgi veren bir diğer ipucudur. Eğer balın akışkanlığında tekdüzelik yoksa yani bal kesik kesik akıyorsa bu durumda o bala hakiki sıfatını yakıştırmak yakışıksız bir durum olacaktır. Bunun için diyebiliriz ki gerçek bal dereler, ırmaklar gibi akar.
Baldaki şeker diğer şekerli ürünlerden biraz farklıdır. Balın tadı biraz keskin ve acıdır. Bunun için hakiki bal eğer gerçekten hakiki bir bal ise genizleri yakan bir tadının olması gerekir. Eğer ki balı yedikçe yiyesiniz tattıkça tadasınız geliyorsa orada bir durun hatta o baldan uzak durun. Yani dememiz o ki; gerçek bal o kadar da tatlı bir şey değil yani.
Bal deyince hemen herkesin aklına berrak, şeffaf, cam gibi pürüzsüz bir kıvam gelir ancak ne yazık ki gerçek bal için bu betimlemeleri yapmamız mümkün gözükmüyor. Doğal balda renk yoğunluğu sahte ballara göre biraz daha fazladır. Tabi bu demek değil ki rengi açık olan bal gerçek bal değildir! Gerçek balın rengi koyu olduğu gibi kokusu da koyu yani yoğun değildir. Hatta kimi uzmanlar balın kokusunun olmadığını dahi iddia etseler de biz yine de balın kokusunun çok yoğun olmasa varlığını hissettirdiğine inanıyoruz. Sonuçta doğal olan her şeyin kokusu da vardır, değil mi?

Yukarıda sizlere gerçek balı anlamanın, doğal bal ile sahte balı ayırt etmenin yollarını birkaç adımda sunduk. Umarız faydalı olmuştur. Afiyet olsun!


4
Videolar / Propolis Nedir
« : 10 Aralık 2017, 09:06:55 »

6
SEBZELER / SEBZELERDE SULAMA
« : 19 Mayıs 2017, 03:46:06 »
SEBZELERDE SULAMA

Sebze sulama periyodunu tutturamamak, hobiciler için her dönem kabus oldu ve olmaya devam ediyor. Su, bitki için gereklidir, ancak bitkinin topraktan alacağı besin maddelerinin; gövde, dal, yaprak ve en sonunda meyvaya ulaşmasında bir ‘aracıdır’. Toprakta mevcut bulunan besin elementlerinin doğal döngüsünü tamamlayabilmeleriyse, tamamen su döngüsüne bağlıdır. Bitkinizi sulamazsanız da, atacağı köklerle suya doğru gitmeye çalışacak, bu şekilde de topraktaki besin maddelerini emecektir. Sizin vereceğiniz aşırı suyla birlikte, besin maddeleri orantısız ve istenilenden fazla şekilde bitkiye taşınacağından dolayı, istenmeyen bir çok sorunu beraberinde getirecektir. Tersi bir durum da yaşanabilir.
Bitkilerde sulama, toprak yapısına, iklim yapısına, yağış durumuna, arazinin eğimine, bitki çeşidine ve yaşına bağlı olarak değişmektedir. Kumlu topraklarda daha sık, tınlı topraklarda normal aralıklarda, killi topraklarda daha seyrek sulama yapılır. Yazların, yağışlı geçtiği ve nemli bölgelerde daha seyrek, yazların kurak ve nemin düşük olduğu bölgelerde sık sulama yapılmalıdır.
Ancak şunu unutmayın ‘sık sulama’ kelimesini ‘hergün sulama’ şeklinde algılamayın Sık derken 3-4 günlük periyotları kastediyorum. Normal aralık 4-5 gün, seyrek sulama 7 günle başlar ve daha uzun süreleri kapsar…
HASTALIKLARA DAVETİYE ÇIKARMAYIN
Bir çok hastalık etmeni, sulama nedeniyle oluşur. Suyun kalitesi bir yana, gerekenden fazla ve yanlış uygulamayla verilen su; çiçek burnu çürüklüğü, mildiyö, kök boğazı çürüklüğü gibi mantari hastalıklar, yaprak yanıklıkları, köklerin boğulması, bitkinin gerekli kök oluşumunu tamamlayamaması, dengesiz kök oluşturması, vitamin ve enzimleri gereği gibi oluşturamadığı için meyvenin sağlık ve görünüş açısından kalitesiz olmasına neden olur.
Aşırı sulama, bitkilerde; yaprak, çiçek ve meyve dökümlerini tetiklerken, bu durumla birlikte ihtiyaç duyulan besinin alınımı da durur ve bitki ölmeye başlar.
Bahçede yapılan üretimde, doğa ana bir çok hatanızı tölere edebilirken, ancak saksı gibi küçük bir yetiştirme ortamında yapacağınız hata, size pahalıya mal olabilir. Bu nedenle, özellikle saksıda yetiştiricilik yapmak isteyenler, mümkün olabileceği en geniş alanlarda çalışma yapmaya özen göstermek zorundadır. Bu nedenle şartlarınızı esnetmeye çalışın veya yapacağınız küçük dokunuşlarla bu hataların zarar eşiklerini aşağıda tutmaya çalışın... Konumuz saksıda yetiştiricilik olmadığı için bu konuyu başka bir yazıya saklıyorum.
SU İHTİYACINI ANLAMA YÖNTEMLERİ
1- Bitkilerde sulama zamanının geldiği; yaprakların solması ve pörsümesi ile anlaşılır ki; sabahın erken saatlerinde (9-10 gibi) veya akşama yakın saatlerde (5-6 gibi) bitkilerin yapraklarında oluşan pörsüme ve solgunluktan sulama zamanının geldiği anlaşılır Bu saatlarin arasındaki zaman dilimlerinde, gözle yapılan bu tespit yanıltıcı olur çünkü, bu zaman aralığında bitki sıcaktan etkilenmemek için, kendini koruma altına almaktadır.
2- Bitkilerde aşırı sulama yapmamak için, su miktarının tayini de, pratik bir yöntemle saptanabilir. Bu yöntemde, bitki sabahleyin bitkinin ihtiyacı olarak bilinen veya tahmin edilen su ihtiyacından daha az su miktarı (örneğin 4 litre) ile, sulanır ve akşam serinliğinde yaprak durumları gözlenir. Yapraklarda pörsüme yoksa, ertesi sabah erken saatlerdeki yaprak durumları gözlenir ve yapraklarda (pörsüme varsa, bitkinin günlük su ihtiyacı 4 litre olarak belirlenir) pörsüme yoksa, akşam serinliğinde ki, yaprak durumları tekrar gözlenir. Şayet, yapraklarda pörsüme varsa, bitkinin bir buçuk günlük su ihtiyacı 4 litre olarak ortaya çıkar ve bitkinin günlük su ihtiyacı 2/3 oranında olduğundan, bitkinin günlük su ihtiyacı yaklaşık 2.66 litredir, fakat, terleme ve buharlaşma tahminleriyle bu miktar bir üst seviyeye yuvarlanarak, 3 litre olarak belirlenir. Bundan sonraki günlerde, tespit edilen bu günlük sulama suyu miktarına göre (3 litre olarak) sulama yapılır.
İkinci bir örnek şu şekilde verilebilir. Bitkimizi ilk günün sabahı 5 litre su ile suladık, sabahın erken saatlerinde ve akşam serinliğinde yaptığımız gözlemler neticesinde: Bitkimizin yapraklarında birinci gün ve ikinci gün hiç pörsüme olmadı fakat, üçüncü gün sabahı yapılan yaprak gözlemlerinde pörsümeler görüldüyse; bitkimizin günlük su ihtiyacı iki günde 5 litre ise, bir günlük ihtiyacı bunun yarısı kadardır diye hesap edilerek 2.5 litre olarak bulunur, fakat terleme ve buharlaşma tahminleriyle bu miktar bir üst seviyeye yuvarlanır. Yani, bitkimizin bir günlük su ihtiyacı 3 litre olarak belirlenir ve bundan sonraki sulamalar, buna göre 3 litre olarak yapılır. (Bu bölüm alıntıdır)
FAYDALI SU TUTMA KAPASİTESİ
Bitkinin sulanması ile, susuzluktan pörsümeye başladığı zamana kadar kök bölgesinde tutulabilen su miktarını ifade eder. Faydalı su miktarı, karışımı oluşturan yetiştirme ortamdaki partiküllerin su tutma gücüne bağlıdır.
Örneğin torfun, kaya yününe göre faydalı su tutma kapasitesi nispeten daha azdır. Ortamda kullanılan materyallerin suyu absorblama hızı da önemlidir. Örneğin perlitin su absorblama hızı düşük olduğundan, sulama suyunun yavaş yavaş ve uzun süre uygulanmasını gerektirir.

BİTKİNİZİ TANIYIN
Suyun az veya çok olmasına bitkilerin verdiği tepkiler farklıdır. Biberi ele alacak olursak, su noksanlığı çiçek eksikliği ve küçük meyvaların oluşmasına neden olurken, fazla sulamak yaprak dökülmelerine neden olur. Domateste çiçeklendiği dönemde fazla su vermek çiçeklerin dökülmesine neden olur.
Bütün bitkilerin az/çok suya karşı verdiği tepkiler farklı olabilir. Bunu tepkileri iyi bilmek gerekir
UNUTMAYIN: DOĞA BİZE HER ZAMAN BİR ŞEYLER ANLATIR. YETERKİ ONA KULAK VERMESİNİ BİLELİM...

SULAMANIN İLKELERİ VARDIR!
Öncelikle sulama istekleri dışında, sulama ilkelerini ortaya koyalım...
Çevresel şartlar sulamayı nasıl etkiler?
Sulama, hangi sistemle yapılmalı?
Hangi kurallara uyulmalı?
Daha da çoğaltabileceğimiz sorulara cevaplar bulmak adına adım adım ilerlersek;
1- Vahşi sulamadan kaçının: Vahşi sulama, hem aşırı su kaybına neden olur, hem de toprağınızın yapısının bozulmasına neden olur. Fazla sulama, bunu takip eden yoğun yağışlar ve yüksek taban suyu, toprağın ‘sodikleşme/kostikleşmesine’ neden olur. Bu tür bir ‘toprağın kimyasal yapısının bozulması’ durumunda, bunu tamir etmeden üretim yapamazsınız. Bu nedenle, ne kadar amatör bir üretim yapsanızda, ucuz yollu bir damlama sistemi veya kök çevresine yapılacak sulamaya imkan veren bir sulama sistemi kurmaya özen gösterin...
2- Malçlama yapın- Direk su tasarrufu için kullanmasanız da, malç metaryalleri kullanarak bitki kökü çevresinde oluşturacağınız ‘mikroflora’, su tasarrufu yapmanız için size ekstra bir avantaj sağlayacaktır.
3- Toprağa organik madde katın: Toprak içinde ne kadar çok organik madde birikimi fazla ise, su tutuculuğu o oranda artacaktır. Kompost veya bazı toprak kondisyonlayıcıları kullanmaya özen gösterin...
4- Toprak yapısı sulama için ideal olmalı: Toprağınız ne çok fazla su geçirgen ne de çok fazla su tutucu olmasın... Dengeli bir toprak karışımı ortaya koymaya özen gösterin... Killi yapıdaki topraklarda, su tutulur ve minareller daha iyi çözünmesi sağlanır. Mümkünse killi/minarelli bir yapıda toprak oluşumu sağlamaya çalışın...
5- Dengeli şekilde nemli tutma: Dengeli sulama, bitkinin nem ortamını ayarlar. Ancak kök atmasını ve daha güçlü olmasını sağlamak adına da biraz kuru olması iyidir.
6- Miktarı doğru ayarlama: Bitkinin ihtiyacı olan su miktarın belirlemek ve buna göre sulama yapılması gerekmektedir. (İhtiyaçlarını belirleme konusunda yukarıda bir örnekleme yaptım). Gerekli miktardan daha az sulama, yüzeyde kalacak, derinlerdeki köklerin nemi alamamasına neden olacaktır. Doğru sulama miktarı, sebzelerin hasat edilme dönemine kadar, özellikle derinlerdeki köklerin eşit oranda nemi almasına yardımcı olur.
7- Daha az sıklıkta ama derinlemesine sulama: Sıklıkla az suyla sulama yerine, derinlemesine işleyecek uzun aralıkta sulamak daha iyi neticeler verir.
8- Sulama saati önemli: Sabah erken sulamak her zaman daha iyidir. Suyun bitki tarafından rantbıl kullanılmasına neden olur. Ancak bazı bitkilerde (örneğin patlıcan) akşam sulamalarından hoşlanır, ama gece sulama bitki dibinin uzun süre çok fazla nemli kalmasına ve özellikle mantar hastalıklarına zemin hazırlamasına neden olur.
9- Yapraklara su sıçratmayın: Sulama sırasında en çok dikkat edilmesi gereken kurallardan biri, yaprakların suyla temasının önlenmesidir. Islak yapraklar bir çok hastalığı tetikleyen en büyük nedendir. Ayrıca, ıslak yapraklarda, güneşin etkisiyle yanıklar oluşabilir. Su damlaları bir mercek görevi görerek, gelen ışınların etkisini artırarak, yanıklıklara neden olur. Yaprakların üzerindeki yanıklıklar, fotosentez yapmasını ve dolayısıyla da vitamin ve enzim üretimini azaltacaktır.
10- Suyu bir anda vermeyin: Sulama sırasında, kök suyu bir anda çekemeyecektir. Bu nedenle o an yapacağınız sulamayı ikiye bölerek, kökün sudan rantabl yararlanmasını sağlayın...
11- Bitkiler tek taraflı sulanmaz: Sulamayı sürekli aynı noktadan yapmak, bitki köklerinin, suya ulaşmak için hareket geçmesine ve tek yönlü bir gelişmenin olmasına neden olur. Sulamayı sürekli, bitkinin çevresi baz alınarak yapılması gerekir.
12- Kök çevresinde su biriktirmekten kaçının: Sulama sırasında, kök çevresinde su birikmesi, köklerin boğulmasına neden olur. Bu da, bitkinin ölmesine neden olacaktır.
13- Bitki ürettiğiniz toprağa ağaç yongası karıştırın: Bu yolla, sulamadan yüzde 70’lere varan oranda tasarruf edersiniz.
14- Fazla su toprağı yıkar: Fazla su verildiği zaman, toprak içindeki makro ve mikro elementler, suyun etkisiyle alt tabaklara doğru kaymaya başlar. Bir kısmı da, aşırı suyun etkisiyle gaz haline geçerek, atmosfere yollanır.
15- Çapalama önemli: Bitkilerin su ihtiyacını gideren bir yöntemde, çapalama yapmaktır. Bir kere su veriliyorsa, diğer sulama periyodunda sulama yerine sadece çapalama yapmak faydalı olur. Bu konuda pırasada muhteşem sonuçlar alırsınız.
16- Her bitkiye aynı suyu veremezsiniz: Yetiştirdiğiniz sebzeleri aynı hatlar üzerine karışık dikim yapıyorsanız, su isteklerini iyi belirleyin ve ona göre dikimleri yapın. Mesela aynı yerde domates, hıyar, patlıcan yetiştirir ve aynı derecede su vermeye kalkarsanız, büyük sıkıntılara kapıyı aralamış olursunuz.
SEBZELERDE SULAMA PERİYODU
(Aşağıda verdiğim sebze sulama periyotları malçlama gibi bir uygulama yapılmadığı göz önünde tutularak verilmiştir. Malçlama veya yonga katılması bu süreçleri 2-3 gün oynatabilir.)
DOMATES
Domates sulama konusunda en büyük hataların yapıldığı sebze türüdür. Bir çok hastalık etmeni fazla sulamadan dolayı devreye girer, başka etmenlerin tetiklemesiyle birlikte işin içinden çıkılmaz sorunların baş göstermesine neden olur.
Genel ilke; domates suyu fazla istemez. Az sulanan domatesler daha lezzetli olur, bir çok sorunu baştan bertaraf etmiş oluruz. Ancak uzun süre susuz bırakılan domateslerde, istenmeyen durumlar baş gösterebilir. Mesela çiçek burnu çürüklüğü vb gibi...
Domates çiçekleri görüldüğü zaman sulama minimuma indirilmelidir. Bu bitkinin ‘suyu bulamıyorum, türümü devam ettirmek için bir an önce tohum vermeliyim’ demesini ve bitki tohum üretme amacıyla tetiklenirken, bizim de meyvelerinden faydalanmımıza yarar...
Domates, sulama disiplinine ciddi şekilde önem veren bir bitkidir. 5 günde bir suluyorsanız, takip eden 5 günde sulayın... 6 günde suluyorsanız, takip eden 6 günde sulayın... Bir seferinde 4, diğer seferinde 6 gün sularsanız, ritm bozulduğu için sorun çıkartmaya başlar. Unutmayın, bitkilerin de bir ritmleri vardır. Bunu bozmak istemezsiniz.
Malçlama yapmak, sulama sorunlarını bir nebze olsun ortadan kaldırırken, ‘iki çapa bir su yerine geçer’ sözünü hiç bir zaman aklınızdan çıkarmayın... Sulama yapıyorsanız, 6 günde sonra bir çapalama yapın, mevsim şartları çok zorlamıyorsa, bunu takip eden 6 gün sonra su verin...
Domatesin yapraklarından su isteği anlaşılır. Sabah saat 09.00‘dan ve akşam 18.00‘den sonra yapraklarda bir pörsüme hissediliyorsa su istiyor demektir.
BİBER
Can suyu verildikten ve bitki tamamen tutunduktan sonra, çiçeklenene kadar 2 kere su verilir. Çiçekler görüldükten sonra sulama dengeli olarak devam edilmelidir. Biberin çiçeklendiği dönemlerden sonra 3-4 gün arayla sulayabilirsiniz. Hasat ettikten yani biber kopardıktan sonra mutlaka su verin...
PATLICAN
Sudan hoşlanan bir bitkidir, ancak azdırmamak için budama yapılmasını tavsiye ederim. Azmanlaşan patlıcan ‘yaz yorgunluğuna’ meyillidir. Yazın sıcaklarda bir dönem patlıcan vermeyi keser. Bunu engellemek için, budama yapılırsa bu yorgunluk evresine girmeden süreci yönetebilirsiniz. Budama yapılmış bir patlıcana 3 günde bir su verebilirsiniz.
HIYAR
Dibinde sürekli bir nemlilik ister. Bu nedenle de mantari hastalıklara meyillidir. Hıyarda çiçekler görülmeden fazla sulama yapmamak iyidir. Can suyundan ve fidenin tuttuğuna inandığımız süreçten, çiçek açana kadar 2 kere sulanabilir. Sulama işi biraz sıkıntılı gibi görülebilir. Ne köklerin boğulmamasını isteriz, ne de dibinin kuramasını isteriz. Hem köklerin suya doyurulması hem de çok fazla olmamak kaydıyla dibinin nemli tutulmasını ister.
BEZELYE
Çiçek açana kadar düzenli sulanır, sonrasında sulama azaltılır. Hasat ediyorsanız, hasat sonrası su verin...
BAKLA
Çiçeklenme döneminden hemen önce ve dane bağlama döneminde sulanır.
MISIR
Mısır bitkisi C4 bitkilerinden biridir. Bu özelliği, yüksek ışık alan bölgelerde çok daha az suyu etkin bir şekilde kulanmasına yardımcı olur. Bu nedenle mısır, yüksek ışık alan bölgelerde yetiştiriyorsanız, su ihtiyacı çok düşük olacaktır demektir. Ancak döllenme kapasitesi (takip eden süreçte dane bağlama) aşırı sıcaklarda iyi değildir. Bu nedenle yetiştiriciliğini yaptığınız bölgenin iklim şartları, sulanmasında etkindir.
Yine de mısır için sulama periyodu istersek;
•Toprak ve iklim özelliklerine bağlı olarak; mısır bazı dönemleri itibarıyla su ihtiyacının mutlaka karşılanması gereken bir bitkidir.
•Bu dönemler şunlardır;
•1- Gübreyi sonradan verecekseniz, bu gübreleme sonrasında
•2- Çiçeklenmeden 1 hafta önce
•3- Çiçeklenme döneminde
•4-Çiçeklenmeden 1 hafta sonra, sarı olum döneminin başlangıcında, nişasta olumunu tetiklemek için…
•Sulamanın en önemli olduğu dönem çiçeklenme dönemidir. Bitki bu dönemde mutlaka sulanmış olmalıdır. Çiçeklenme dönemine ilaveten bilhassa çiçeklenme öncesi verilen suların fazla veya eksik olmasının bitki gelişimini olumsuz etkilediği dikkatten kaçmamalıdır.
•Sulama sayısı ve su miktarı bölgelere, toprak yapısına, yetişme süresindeki sıcaklığa, hava nemine gibi koşullara bağlıdır.

BAMYA
Suyu sevmez. Haftada bir bile fazla gelebilir.
ISPANAK
Ilıman dönemlerde yetiştirilir ancak, ilkbahar döneminde de yetiştirilen cinsleri vardır. Yüksek sıcaklıkta susuz kalırsa, yapraklarda sararmalar oluşur.
TAZE FASÜLYE
Bol sudan hoşlanmaz, ancak sık aralıklarla su ister. Sık aralıktan kasıt 3-4 gündür. Can suyu sonrasında, 6-7 yaprak gibi olduğunda çapalama yapılır. Bu çapalama sonrasında sulama aralığı açılabilirken, çiçeklendiği dönemde su verilmez. Çiçekten ürüne doğru geçiş yaptığı dönemde sık aralıklarla sulamak iyidir. Hasat sonrası mutlaka su verin...
KABAK
Can suyu sonrasında, kabak meyveleri görülünce sulama yapılır. Bu sulamadan 2 hafta sonra bir sulama daha yapılır. Meyveler iyice büyümeye başlayınca 3-4 günde bir sulama yapılır.
Murat ÖZYILDIRIM-Yenianadoluhaber Tarımgazetesi



7
Videolar / Enginar Nasıl Temizlenir
« : 18 Mayıs 2017, 16:56:29 »

8
Videolar / Kovan Kontrolü Karahanoğlu çiftliği
« : 18 Mayıs 2017, 16:50:40 »

10
EĞİTİCİ VİDEOLAR / Enginar Nasıl Temizlenir
« : 03 Mayıs 2017, 16:41:34 »
 

11

12
Zararlılarla Mücadele / Pamuklu bit,Unlu bit
« : 28 Nisan 2017, 17:56:23 »
Pamuklu Bit -Unlu Bit Mücadelesi

Hem bazı bahçe bitkilerinde hem de bazı salon bitkilerinde çok görülen, can sıkıcı bir zararlıdır. Bahçede gardenya, pittosporum evde mum çiçeği, bazen afrika menekşesi, gloxinya vs. sıkça bu zararlıdan nasibini alır.

Kendi emgi yaparak verdiği zarar yetmiyormuş gibi tatlımsı salgısının üzerinde de parazit mantarlar üreyerek fumajin dediğimiz, resimde siyah is gibi görünen durum meydana gelir.

Kendisinin ve yumurtalararının üzerinde unumsu pamukumsu bir doku oluşturur, bu dönemden sonra ilaçlardan zor etkilenir.

Sıvı yağ özellikle bitin solunum yapmasını önler. Böcekler trake solunumu yaptıkları için yüzeyi kaplıyor ve hava almayı önlüyor. Unlu veya pamuklu bit dediğimiz böceklerde eğer çok fazla değillerse başlangıçta uygulama iyi sonuç verir. Zaten siz siz olun mücadelede hiç geç kalmayın. Geç kalırsanız ev ilaçlarıyla yapacağınız müdahalede başarı şansınız düşer. Unlu, pamuklu bitler vücutlarını o pamuksu doku ile kapladılar mı zırh giymiş gibi korunurlar, ilaçlama sonuç vermez


Zirai mücadele ilaçları ile elbette bu zararlı ile savaşırız. en yakın yetkili zirai ilaç bayisine danışıp ilaç alabiliriz. Peki evde ne yapabiliriz?
1. Hemen arap sabunlu zeytinyağlı solüsyonu hazırlar püskürtürüz.
1 lt suya 2 çorba kaşığı arap sabunu eritin içine 2 kaşık sıvı yağ koyun, 3 diş sarımsağı da ezin, karışıma ekleyin (sarımsak kokusu size kötü geliyorsa koymayabilirsiniz ancak böcekler üzerinde kaçırıcı etkisi var.)
Bu solüsyonu çalkalayarak kullanın. Yoksa yağ yukarı çıkar, püskürtücünün hortumu dipte olduğu için sadece sabunlu su atmış olursunuz.


2. 1 ölçü su ile 2 ölçü isopropil alkolü karıştırır püskürtürüz. (tüylü yapraklara uygulamayın)


3. 1ölçü taze adaçayı veya kekik yaprağını 2 ölçü sıcak suya katın ve blendırdan geçirip karışımı bir gece bekletin süzün.İçin 1/ 4 ölçü sıvı sabun katın, çalkayın , püskürtün. (Kuru adaçayı ve kekik ile denemedim.İki ölçü konulabileceğini düşünüyorum.Yine de denemek gerek)

Bütün yapacağınız ilaçlamalarda en önemli kural iyi bir kaplama yapmak ve ince püskürten bir başlık kullanmaktır. Kimyasal hazır ilaç kullanacaksanız, 1 lt solüsyona 1/ 2 kesme şeker katınız.Bu ilacın yapışmasını sağlar. İlaç yapraklara sis gibi gelmelidir. Yoksa siz su damlası gibi fıs fıs ilaç atarsanız bitkiye , yaprak altları da ıslanmazsa ilacı hazırlamak için harcayacağınız emeğe değmez , sonuç alamaz, bir de işe yaramadı dersiniz.







13
Meyve Ve Sebzelerde Sulama / BİTKİLERDE IŞIĞIN ÖNEMİ
« : 11 Nisan 2017, 14:56:17 »
BİTKİLERDE IŞIĞIN ÖNEMİ

Işığın tohumların çimlenmesinden başlayarak, bitkilerin ölümüne kadar geçen devresindeki bütün hayat olaylarında etkisi büyüktür. Bu etkileri ana başlıklarıyla aşağıdaki şekilde işleyebiliriz:

a. Vejetatif ve generatif organ oluşumu
b. Topraktan besin maddelerinin (iyonlarının) alınması
c. Fotosentez olayının cereyan etmesi
d. İçsel maddelerin taşınması ve depolanması
e. Kök, yaprak, dal ve gövde gibi organların hareketleri
f. Stomaların açılması ve kapanması, solunum, transpirasyon gibi hayatsal olayların cereyan etmesi.

Bu olaylara genel bir şekilde baktığımızda ışığın, bitkinin morfolojisi, biyolojisi ve fizyolojisi üzerine etkisi olduğunu saptarız. Bitkiler büyüme ve gelişmeleri sırasında bazı safhalardan geçmektedir. Bir örnek verecek olursak, tohumun çimlenmesi, yaprak, gövde, tomurcuk, sürgün ve dal gibi organların oluşturduğu vegetatif safhayı birinci, tomurcuk, çiçek ve meyve gibi organların oluşturduğu generatif safhayı ikinci safha olarak gösterebiliriz. Eğer dış çevre koşulları istenen düzeyde değilse bu safhaların oluşmadığı ve bitkinin içinde olduğu safhada kaldığını gözleriz. Işık şiddeti ve süresinin azalması ve çoğalması bitkileri etkileyerek bir safhadan diğer safhaya geçmeyi temine eder. Tohumdaki minyatür vegetatif sürgünü incelediğimizde onun kökçük, gövde ve bir sürgün ucundan ibaret olduğunu saptarız. Toprakta tohumun çimlenmeye başlamasıyla, tohumdaki kökçük büyümeye başlar.

Tohumu delerek dışarı çıkar. Daha sonra minyatür gövdenin ucundaki sürgünde büyüme konisi gelişerek kotiledon yapraklarla birlikte toprak yüzüne çıkar. Kotiledon yapraktaki sürgün ucu büyümesine devam ederek gövde, yaprak ve dalları oluşturarak vegetatif organlar meydana gelir. Bitkinin vegetatif safhadan, generatif safhaya geçmesi için bitki bünyesindeki hormonların değişmesi ve çiçek tomurcuklarını oluşturacak şekle dönüşmesi gerekir. İşte bu değişimin oluşması ışık ve sıcaklık gibi dış çevre koşullarının etkisi altında meydana gelmektedir. Bu etki altında dal, yaprak meydana getiren vegetatif büyüme konisi meristem hücreleri içindeki hormonal maddeler değişir ve hücreler bir değişim (başkalaşım) geçirerek, vegetatif çiçek organlarının oluşumu meydana gelir. Bitkilerde başkalaşımı meydana getirecek hormonal maddelerin oluşmasına ışık şiddeti ve süresi etkili olur.

Bunu bir örnekle açıklarsak: Bazı bitkiler kısa, bazıları uzun ve bazıları da nötr gün uzunluğunda bu hormonal etkiyi ortaya çıkarır. Bu bakımdan biz bitkileri kısa, uzun ve nötr bitkiler olarak gruplarız. Vegetatif safhadan, generatif safhaya geçmek için bir gün içinde 12 saatten az ışık süresi isteyenlere kısa gün bitkisi adını veririz.


Işık süresinden etkilenmeden bir devreden diğerine geçenlere nötr bitki grubuna sokarız. İşte başkalaşım için bitkilerin gösterdiği bu tepkiye “FOTOPERİODİZM” denir. Sebzeler içinde uzun gün bitkisi grubuna ıspanak, kıvırcık, marul, bamya ve bezelye, kısa gün bitkisi grubuna soya fasulyesi, fasulye, bazı ıspanak çeşitleri girer. Domates, biber ve patlıcan da gün uzunluğundan etkilenmeyen tarafsız bitkilerdir.

Gün uzunluğu seksüel gelişme üzerine oynadığı rolle, bitkilerin verim verme yetenekleri üzerine etki yapar. Ispanak, kıvırcık salata ve marul gibi bitkilerde vegetatif safhadan, generatif safhaya geçişi arzulanmayan bir olaydır. Bu değişim meydana geldiğinde, bu sebzelerin Pazar satış değerleri düşer ve neredeyse satılamaz hale gelir. Sonbahar yetiştiriciliğinde uzun günden kısa güne doğru bir gidiş olduğundan çiçeklenme olayı meydana gelmez. İlkbahar yetiştiriciliğinde kısa günden uzun güne doğru gidildiğinden çiçeklenme meydana gelir ve bu dönemde tarlada duruma göre tarlada fazla sayıda çiçek açan bitki ile karşılaşmak mümkün olur. İşte bu olay yetiştirici açısından istenmeyen ve kazancı engelleyen bir durumdur.

Topraktan besin maddelerinin alınması ve fotosentez olayı bitkinin beslenmesiyle ilgili olup, bir arada incelenmesi gerekir. Bitkilerde fotosentez olayının meydana gelmesinde en önemli rolü pigmentler oynar. Bu pigmentlere fotosentetik pigment denir. Pigmentler ışık enerjisini kimyasal enerjiye dönüştüren asal ünitelerdir. Fotosentezi yapan en aktif pigment klorofildir. Bitkilerin mezofil hücrelerinde klorofil bulunan yapraklarda meydana gelir. Klorofil a, b, c, d ile bakteriyoklorofil a ve b, klorobiyum klorofilinden oluşur. Bitkilerde en fazla klorofil a ve b bulunur. Molekül yapısı bakımından a ve b klorofil arasında fazla bir fark bulunmaz. Buna karşılık belirli bir ışık absorbsiyon (emme) farkı gösterir. Pigment b mavi ışığı (410-430 nm), pigment a kırmızı ışığı (641-683 nm) en iyi absorbe eder.

Absorbsiyonda klorofillerin iki tipi saptanmıştır. Bunlar klorofil-a 673 ve klorofil-a 683’tür. Son yapılan çalışmalarda pigment-a 700 adı verilen bir tip daha tespit edilmiştir. Işık önce kısa dalga boyuna sahip pigmentlerce absorbe edilir, daha sonra devreye uzun dalga boyundaki pigmentler girer. Klorofil a-700 bir tepkime merkezi olarak görev üstlenir.

Klorofillerce absorbe edilen ve birbirine aktarılan ışık enerjisi, yine pigmentlerce fotosentez enerjisine dönüştürülür ve bileşiklere aktarılır. Klorofil pigmentleri ayrıca fotosentezin oluşumunda katalizör görevi yapar. Klorofilin absorbe ettiği enerjinin bir kısmı yüzeyde lokalize olmuş özel dönüştürücü bir merkeze göç eder. Burada solunum yoluyla alınan karbondioksit, karbondioksit redüksiyonuna etkin akseptörler tarafından reaksiyona alınır. Aşağıdaki fotosentezin kimyasal reaksiyon kademesinde ışık görev almaktadır.

IŞIK

Pigment….Pigment + H2O + NADP ½ O + NADP + H
(NADP = Nikotin amid dinukleotidfosfat)
Bu devreye “fotosentezin ışık reaksiyon kademesi” adı verilir. Işık ikinci kez suyun parçalanması sırasında devreye girer ve buna “suyun parçalanma reaksiyonu” denir.
IŞIK
2 Fe++++ + H2O 2 Fe+++ + ½ O2 + OH + Enerji

KLOROFİL

Böylece meydana gelen hidroliz olayında büyük bir enerji açığa çıkar. Bu enerji bir yandan bitkinin fotosentez ile ilgili diğer reaksiyonlarının meydana gelmesinde kullanılır, öbür yandan bitkinin sıcaklığını yükseltir. Solunum ve transpirasyon (terleme) işlemlerinin oluşmasını sağlar. Işığın en büyük rollerinden birisi hiç kuşkusuz solunumun oluşmasında yer almasıdır. Solunum, stomaların hareketleriyle gerçekleşir. Stomalar küçük delikçiklerdir. Açma ve kapama görevi yapan iki özel epidermal hücre ve bu hücreler arasında bulunan bir boşluktan oluşur. Kapatma hücreleri böbrek şeklindedir. Bu hücrelerin boşluğa bakan kısmın çeperleri, diğer yüze göre daha kalındır. Boşluk kısmının açılıp kapanması sırasında hücrede gerilme yani turgor olayı meydana geldiğinde kalın çeperler az gerildiğinden, ince kısım daha fazla gerilerek, kalın kısmı çeker, onu konkav duruma sokar ve iki kapatma hücresi arasındaki boşluğun ağzı açılır.

Hücreler pörsüdüğünde, yani plazmoliz durumuna geçtiğinde boşluğun ağzı kapanır. Stoma hareketleri bitkinin oksijen ve karbondioksiti alıp vermeleri yani solunumu ve terlemesini başka bir deyişle transprasyonunu sağlar. Normal ışıklı dönemde stomaların ağzı açıktır, terleme ve solunum yapılır. Işık şiddetinin çok artması veya ışığın azalması ve hiç olmaması halinde, yani karanlıkta stomaların ağzı kapanır.

Stomaların ışıkta açılıp kapanması karbondioksit, pH ve osmotik basınç kuralına göre olur. Işığın olduğu ve fotosentezin yapıldığı sırada havadan alınan karbondioksit, stoma açıp-kapatma hücrelerinde toplanır. Ne var ki bu hücrelerde bulunan kloroplastlar (pigmentler) karbondioksiti meydana getirmez. Akşam güneş batması ve ışık miktarının düşmesiyle kullanılmadığından, hücre içinde birikir, konsantrasyonu artar ve karbondioksit hücre içindeki suda çözünerek karbonik asit meydana getirir.
2HO + CO2 H2CO3

Karbonik asit, hücrelerin pH’sını 5’e doğru düşürür ve hücrenin asitliğini arttırdığından, hücredeki fosforilas enzimi bundan etkilenerek suda çözülür şekeri suda çözünmeyen nişastaya çevirir. Açıp-kapatma hücresi içinde biriken nişasta, osmotik basıncı yüksek arkadaş hücrelerine su vererek onları şişirir (turgor hale çevirir) ve kendisi su verdiği için pörsür, büzülür (plazmoliz hale geçer) ve kapanır. Arkadaş hücrelerinde kloroplastlar bulunmadığından, bunlarda fosforilas enzimi bulunmaz ve şekerlerin nişastaya dönüşümü yapılmaz. Dolayısıyla arkadaş hücrelerinde osmotik basınç değişmez.

Işığın tekrar ortaya çıkmasıyla olay terse döner. Kapatma hücrelerinde bulunan karbondioksit, pigmentler tarafından fotosentezde kullanılır. Hücrenin pH'sı 5’ten 7’ye doğru çıkar. Kapatma hücrelerindeki fosforilaz enzimi nişastayla reaksiyona girerek onu suda çözünen glikoz ve fosfata parçalar. Osmotik basınç giderek artar ve bu arada arkadaş hücrelerin basıncını geçtiğinden, onlardan da su alır ve stomalar açılır.

Işığın değişik dalga boyları fotosentezi etkiler. Daha önce belirttiğimiz gibi pigmentlerin değişik dalga boylarında ışığı absorbe etme güçleri vardır. Bitki tür ve cinslerine göre bu güç farklıdır. Işığın süresi fotosentezle doğru orantılıdır. Işık süresi arttıkça, bitkideki fotosentez ürünleri miktarı artar ve bitkinin büyüme ve gelişmesi o kadar iyi ve hızlı olur. Ancak devamlı ışıkta kalan bitkilerde ters tepkime ortaya çıkar. Çünkü her bitkinin ışığa ihtiyacı olduğu gibi karanlık periyoda da ihtiyacı vardır.

Eğer bu karanlık periyot gerçekleşmezse bitkilerde fizyolojik hastalıklar meydana gelir ve eğer sürekli ışık alma devam edecek olursa bitkiler ölüme doğru gider. Bu karanlık devreyi bitkileri, insanlara benzetirsek ve insanlar nasıl devamlı yemek yiyemiyor ve belirli aralıklarla karnını duyuyorsa, bitkilerin hücrelerinde fotosentez sonucu yaptıkları besin maddelerince doyması ve karanlık periyotta bunları harcayarak veya depolayarak bu hücrelerin boşalması, yanı acıkma durumuna geçmesi olarak algılayabiliriz.

Devamlı ışıkta hücre içindeki besin maddeleri boşalmadığından hastalanma meydana gelir. Yeterince ışığın bulunması demek, bitkilerin topraktan yeteri kadar suyla beraber mineral maddeleri alması demektir. Çünkü ışık, yapraklarda solunum sırasında fotosentez için lüzumlu karbondioksitin alınmasını ve fotosentez sonucu çıkan oksijenin ve yine terleme ile kökler vasıtasıyla topraktan alınan suyun dışarı atılmasını sağlayan stomaların açılıp kapanmasını etkiler.

Bitki ne kadar iyi solunum yaparsa, o kadar çok karbondioksit ve terleme için o kadar su alır. Bu aynı zamanda suyla birlikte topraktan mineral madde (besin maddesi=gübre) almak demektir. Alınan su fotosentezde ve terlemede kullanılır. Meral madde ve su, fotosentez ürünleri (karbonhidratlar) ile kimyasal reaksiyona girerek bitkinin gereksinim duyduğu diğer besin maddelerinin oluşumunu sağlar. Böylece bitki besin maddeleri en iyi şekilde oluşur. Bitki beslenir, büyür, gelişir ve ürün verir.

Fotosentez ve solunum sırasında ortaya çıkan enerji ve yanma köklerin topraktan daha iyi su ve besin maddesi almasını sağlar. Bunun nasıl olduğu ileride “toprak” konusunda anlatılacaktır. Oluşan içsel maddelerin bir yerden bir yere taşınması, en iyi şekilde ışık yeterli olduğu zaman yapılır.

Işık bitkilerin fizyolojik ve biyolojik olaylarına etki yaptığı gibi, morfolojik olarak organların şekillenmesine ve hareketlerine de yol açar. Turplarda fazla ışık ve soğuklama çoğu kez turp bitkilerinin yumru yapmadan çiçeklenmeye kalkmasına sebep olur. Turplarda ekim zamanı iyi ayarlanmazsa, bitkide yumru oluşmadığından turptan satış için ürün alınamaz. Bezelyelerde ışık şiddeti ve gün uzunluğu azalması dal ve yaprak oluşumunu hızlandırır. Çiçeklenmeyi geriletir.

Bezelyeler tohum ekiminden sonra belli bir süre kısa günde ve az ışık şiddetinde yetiştirilirse yaprak ve dal gibi vejetatif organları yeteri kadar çoğalır. Bundan sonra uzun gün ve ışık şiddetin artması çiçek organlarının oluşumunu teşvik eder ve bitkiler çiçek açar, kapsüller ve kapsüllerde tohumlar oluşur. Oluşan çok sayıdaki kapsül ve tohumlar, vejetatif organlar yeteri kadar fazla olduğundan tam beslenir ve ürün çok olur.

Eğer bezelyelerde vejetatif organlar iyi gelişmeden çiçeklenme başlarsa, oluşan kapsüller ve tohumlar yeteri kadar besin maddesi alamadığından, tam dolmaz ve kapsüller boş kalır. Ürün miktarı azalır. Vejetatif gelişmenin de haddinden fazla uzun sürmesi, çiçeklenmeyi geriletir. Az sayıda çiçek, kapsül ve içinde tohum meydana gelir. Görüldüğü gibi, çevrede oluşan ışık miktarı ile bezelyelerin tohum ekim zamanını iyi ayarlamak verimin yükselmesinde önemli rol üstlenmektedir.

Işık yapraklar üzerine etki yapar. Az ışıkta yaprağın üst hücrelerinde büyüme ve çoğalma artar. Alt hücrelerde azalır. Yaprak sapı ve damarı eksen olacak şekilde yaprağın üst yüzeyinde çoğalan hücrelerin basıncıyla yaprak aşağıya doğru kıvrılır. Yaprak düşüyormuş gibi bir görünüm kazanır. Böylece yaprağın üst yüzü daha fazla ışık almaya ve az ışığa rağmen kendine yetecek kadar fotosentez yapmaya çalışır. Çok ışıkta tersi durum meydana gelir. Alt hücreler çoğalır ve yaptığı basınçla yaprak yukarı doğru kıvrılır.

Yaprağın alt yüzü daha kaba yapılı ve tüylü olduğundan bitki, fazla ışığın yaptığı tahribattan kendisini korumaya çalışır. Işık bitkinin bütün yönlerine eşit miktarda geliyorsa, bitkinin gövdesi dik büyür, dallar ve yapraklar yere paralel bir durum gösterir ve bitkinin her tarafındaki organlarının dağılımı ve miktarı eşittir.

Pencere kenarında büyüyen bitkilerin ışık gelen tarafında dal ve yaprak sayısının odanın iç kısmına göre fazla olduğu, yaprakların ve dalların, özellikle sürgün ucunun ışık gelen tarafa doğru yöneldiği görülür.

Işık tarafında organların çoğalmasına fotosenti, organların ışığa yönelmesine fototropismus adı verilir. Bitkinin ışığa doğru yönelmesinde, ışık miktarına bağlı olarak bitki içinde oluşan hormonların etkisi vardır. Bitkilerde bulunan indol- 3-asetik asit, normal ışık alan bitkilerin tepe sürgününde % 100, ışığı bir yandan alan bitkilerin ışık alınan tarafında % 27 ve ışık gelmeyen tarafında % 57 ve sürgünde % 84 olduğu saptanmıştır.

Işığın bir yandan gelmesi durumunda ışık almayan kısımdaki hücreler bu hormonun etkisiyle hızla çoğalmakta, hormonu ve hücre çoğalması az ışık alan tarafı iterek, bitkinin ışık alan kısmına dışarıdan yukarıdaki hormon püskürtülerek verilirse, bitkinin tekrar düzeldiği görülür. Verilen hormonun etkisi bir müddet sonra geçince bitki tekrar ışığa yönelir.

kaynak;tuatarim.com.tr

14
EĞİTİCİ VİDEOLAR / Sebzelerde çapa yapmak
« : 10 Şubat 2017, 12:43:42 »

15
Bitkilere gübre şerbeti nasıl hazırlanır?
Gübre; içinde bitki gelişimi için gerekli olan bileşiklerin bulunduğu organik maddedir. Yetiştireceğimiz bitkinin ihtiyaç duyduğu organikler ve mineraller toprakta yeterince bulunmuyorsa, gübre ile takviye yapılır. Uygulamalı video.


Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 »